KİTAP TAVSİYELERİ - PİYASADAKİ KİTAPLAR - YENİ ÇIKANLAR - POPULER KİTAPLAR

Sayfa 1
- Sayfa 2 - Sayfa 3


BABANIZ ATATÜRK

Falih Rıfkı Atay




Kitabın Kapak Yazısı : Her birinizin bir babası ve
annesi var. Onlar olmasa idi dünyaya gelemezdiniz. Eğer Atatürk, milletinin ve
ordularının başında Anadolu savaşlarını kazanmasa idi, bu dünyada vatansız ve
hürriyetsiz kalırdınız. Asıl öksüzlük budur. Onun için kitaba "Babanız
Atatürk
" adını koydum. Hayatnızı ana-babanıza, hür, şanlı ve şerefli
Türklüğünüzü Atatürk'e borçlusunuz.

Size, babanız Atatürk'ün nasıl yetiştiğini, neler yaptığını, nasıl bir insan
olduğunu anlatmak istiyorum. Onunla, niçin övündüğünüzü, nasıl onun gibi
olacağınızı öğrenmeniz umuduyla.

Falih Rıfkı Atay

Nutuk Öncesi / Atatürk Konuşuyor

Falih Rıfkı Atay, Mahmut Soydan; Derleme: İsmet Bozdağ

Tekin Yayınevi;


Bu kitap için anılarını kağıda döken Falih Rıfkı Atay ve Mahmut Soydan'a Atatürk'ün özel demeci

'Benim anlattıklarım ve anlattıklarımı değerlendirmek için size verdiğim belgeler okunduktan sonra, bütün Türk milletini, özellikle Türk aydınlarını vicdan ve fikir hesaplaşmasına çağırmak isterim.

'Anılar' diye size anlattığı bu hikayelerin, zamanımıza kadar birtakım Devlet büyüklerinin anılarını yayımlamak sevdasına benzer bir eğilimden doğmuş olduğunu sanmayınız. Eğer ben, bu gerçekleri size söylüyorsam ve milletimize ulaştırıyorsam, elbette bundan, büsbütün başka bir amacım vardır. Bu amaç ne olabilir? ... Bunu burada açıklayamam. Fakat benim tasarladıklarımı, düşüncelerimi içtenlikle ulaştıran bu yazılar okunduktan sonra, kuşku duymam ki milletim, kendi kendine durumu öğrenecek, değerlendirebilmek için gerekli belgelere sahip olacaktır.

Dediklerimi, olaylar eylemlerle kanıtlamamış olsaydı, bu sözlerimin kapsadığı gerçeği -güç anlaşılabilir düşüncesiyle-, bir zaman daha yayımlamakta ağır davranmaya belki gerek görürdüm.'

(Arka Kapak)

SUÇ VE CEZA

DOSTOYEVSKİ


Yoksulluk onu iyice ezmiş, belini bükmüştü. Ama son zamanlarda bu sıkıntılı durum bile onu üzüyordu artık. Tüm zorunlu işlerini bir yana atmıştı, bütün bunlarla uğraşmak bile istemiyordu. Gerçi doğrusunu söylemek gerekirse, ev sahibi kadın ona karşı neler kurarsa kursun korkutmuyordu delikanlıyı. Sıkıyordu yalnızca. Merdivende durmak, onu hiç ilgilendirmeyen o günün sorunlarıyla ilgili bir yığın türlü saçmalarını, kirayı hemen ödeme üstlemelerini, korkutmalarını, yakınmalarını dinlemek, üstelik de bütün bunlara ayrı ayrı bahaneler uydurmak, özür dilemek, yalan söylemek... Hayır, en iyisi hiç kimseye görünmemek; bir kedi gibi merdivenlerden hiç ses çıkarmadan kayar gibi süzülüp gitmekti.
Ama yine de bu kez, alacaklısı kadınla karşılaşmamak korkusu, sokağa çıktığı zaman kendisini bile şaşırtmıştı.
Tuhaf bir gülümsemeyle, ne denli güç bir işe girişmek hem de aynı zamanda ne denli boş şeylerden korkuyorum, diye düşündü. Hımmm... Evet... Her şey insanın kendi elinde. Ama insan yine de yalnız korkaklık yüzünden ne fırsatlar kaçırıyor... Bu artık bilinen bir gerçek... Doğrusu ilginç bir soru, acaba insanların en çok korktukları şey nedir? İnsanlar her şeyden çok, atacakları yeni bir adımdan, başlayacakları yeni bir sözden korkarlar herhalde... Doğrusu ben de çok gevezelik ediyorum. Hem ben bu gevezeliği de şu son bir aydır, gece gündüz bir köşede yatarak ve saçma sapan şeyler düşünerek öğrendim...

BUDALA
DOSTOYEVSKİ

 


Üçüncü mevki vagonlardan birinde, pencere önüne karşılıklı oturmuş iki yolcu, hava aydınlanınca seçilmeye başladı. İkisi de gençti, eşyaları yok denecek kadar azdı, ikisi de kılıksızdı, yüzleri oldukça çekiciydi ve konuşmaya can atıyorlardı. Tam o anda, birbirleri konusunda ilgi çekici şeyler bildiklerini fark etmiş olsaydılar, onları, Petersburg – Varşova yolundaki üçüncü mevki bir vagonda, önlü arkalı tuhaf bir biçimde oturtan rastlantıya şaşıp kalırlardı.
General Epançin, Liteyayna Sokağı’ndan az ötede, Transfiguration Kilesesi’nin yanındaki kendi evinde oturuyordu. Altıda beşi kirada olan bu birinci sınıf evinden başka, Sadovaya’da da, iyi bir gelir getiren bir evi daha vardı. General’in. Bu iki evinin dışında, Petersburg dolayında, çok gelir getiren, oldukça büyük bir mülkün de sahibiydi. Petersburg yöresinde de bir fabrikası vardı. Epançin, eskiden rakı imalathanesine ortak olmuştu. Herkes biliyordu bunu. Şimdiyse, çalışmakta olan pek çok önemli şirketin ortağıydı; burada önemli ilişkileri vardı. Parası, işi ve insanlarla ilişkileri fazla biri gibi görünüyordu General.

EV SAHİBESİ
DOSTOYEVSKİ



Ordinov, uzunca düşünüp taşındıktan sonra kiraladığı odadan çıkmaya karar verdi. Tek odasını kiralayıp oturduğu yerin sahibi, devlet hizmetinde çalışmış olan bir adamın, yoksul, dul ve yaşlı karısıydı. Kadıncağız, daha ayın sona ermesini beklemeden, ani olarak evden ayrılmış, Petersburg'u terk ederek, taşrada bulunan akrabalarının yanına gitmişti.
Delikanlı, o ayın kirasını ödediği için henüz evden çıkmıyordu. Ama ay sonu geldiğinde ayrılacağı için bir yandan kendi kendine dert yanıyor bir yandan da üzülüyordu. Nasıl üzülmesin ki kendisinin yoksul olması yetmiyormuş gibi ev kiraları da inadına yüksekti. Ev sahibesi kadının taşraya gidişinin hemen ertesi günü Ordinov, şapkasını giydi. Ev aramak için Petersburg'un dış mahallelerini dolaşmaya başladı. Evlerin kapılarına yazılıp asılmış kâğıtları okuyor, yoksul bir ailenin yanında dilediği gibi oturacak uygun bir yer bulabilmek amacıyla, genellikle koskoca, içi olasıya kalabalık, eskiliğinden rengi atmış yapılara bakıyordu. Uzun süren ve çaba gerektiren araştırmalardan sonra içinde, değişik duygular oluşmaya başladı. Ordinov ilkin önem vermeksizin, dalgın bir şekilde, sonra çok dikkat ederek, daha sonra da yoğun bir ilgiyle bulunduğu çevreyi gözden geçirmeye koyuldu. Dağdağalı, parıltılı, sürekli yer değiştiren insanların kaynaştığı sokak yaşamı, kalabalık, durumun ve görüntünün yeniliği, birdenbire hoşuna gitti adamcağızın.

AMCAMIN DÜŞLERİ
DOSTOYEVSKİ



O, yalnızca korkutur, yakınlarına sorunun ucundan kıyısından bir şeyler açar. Bir erkeği ya da kadını tamamen harcamaktansa sonu belirsiz bir korku ve perişanlık içinde bulundurmanın daha güzel bir şey olduğunu algılar. Bu bir bellek işidir, bir doğa oyunudur. Kendisi ise aramızda sürekli özürsüz ve hatasız "comme il faut" bir kadın olarak kendini kanıtlar. Herkes onu kendine ör^nek olarak alır. "Comme il faut" olarak onun Mordasov Kenti'nde eşi benzeri yoktur. Ayrıca olsa da rakibini tek bir sözcükle darma^dağın etmesini, canından etmesini, yaralamasını, ortadan kaldır^masını becerir. Buna çoğu kez tanık olmuşuzdur. Kendisi ise o yok edici, darmaduman savurucu sözü nasıl sarf ettiğinin sanki ayırdında bile değilmişçesine, bir tutuma bürünür. Böylesi bir alışkanlığın ancak saygın sosyeteden sayılanlarda görüldüğünü çoğu kişi bilir. O, bu türden hünerleriyle Pinetti'ye de en üstün özellikler gösterir.

NETOÇKA NEZVANOVA
DOSTOYEVSKİ



Tamı tamına yirmi ikisine bastığında, yaşamında çok önemli bir yer tutan garip bir adamla karşılaşmıştı. Derebeyi zengin efendiyle aynı eyalette kalıyordu bu adam. Tüm mal varlığını evinde kurduğu tiyatroyla çalgı takımına yatırmış, bu nedenle de sonunda tek kapiksiz kalıvermişti orta yerde, bu kont. Babalığım, bu kontun orkestrasında şef görevinde bulunan adamla tanışınca, onunla hiç vakit yitirmeden dost oluvermişti.
Ne yazık ki bu adam, İtalyan asıllı olup, ahlaksız, karaktersiz biriymiş. Sonunda kont durumun ayırdına varınca, onu bu uygun düşmeyen davranışlarından dolayı işinden atmıştı. Adam orkestradan sepetlenince, tamamen dengesini yitirmiş, köydeki içki evlerinden başka bir yere uğramaz, hatta oralardan adımını dışarı atamaz olmuştu. Sonra da ardından işi dilenciliğe değin vardırmıştı. O günden sonra, o taraflarda kendisine hiç kimse iş güç vermez duruma gelmişti.

AMERİKAN İŞGALİ
Pascal Quignard




Fransa, II. Dünya Savaşı’nda, Almanya tarafından işgal edildi. Bu dönemi konu
edinen çok sayıda kitap vardır. Savaş bittiğinde, bu kez de “kurtarıcı”nın
görünmez boyunduruğu altına girdi ülke. O yıllara eğilen ilk, belki de tek
önemli roman, günümüz yazarlarının arasında haklı biçimde sivrilen Pascal
Quignard’dan geldi: ‘Amerikan İşgali’.

Yeni Dünya’nın kültürel hegemonyasını işleyen, büyük bir yazarın Tarih’in
kuytuda kalmış sayfalarına olağanüstü bir sevda öyküsünü gizlediği, ince bir
roman ‘Amerikan İşgali’.

Pascal Quignard, küçük bir taşra kasabasındaki toplumsal yaşamı betimlerken
kuru bir kapitalizm eleştirisi yapmak ya da geleneksel değerlere methiye
düzmek yerine yaşamın devingenliğini ve insanın karmaşıklığını gözler önüne
seriyor.

Amerikan İşgali

Sel Yayınları, 142 sf.

Çeviren: Elif Gökteke

Tür: Roman

ZAMAN ÇÖKTÜ

Y. Hakan Erdem




41. yüzyıl: Koyun ve koçların sembolokrasiye karşı savaşı!

‘Kitab-ı Duvduvani’ ile ‘Unomastica alla Turca’nın yazarı Y. Hakan Erdem, bu
kez bilimkurguya el atıyor ve tufandan sonrasına, 41. yüzyıla gidiyor, ama
buralardan fazla uzaklaşmadan...

‘Zaman Çöktü’, bir bakıma, insanlaşmaya çalışan koyunların, koyunluk
değerlerini savunarak insanlara karşı ayaklanışının hikâyesi. Bir bakıma da,
21 yüzyıldır süren sembolokrasiye ve Türkiye’nin ruhuna tutulmuş bir ayna:
Huriler, buharlaştırıcılar, gargoylelar, başkasının uykusunu uyuyanlar,
koçlar, dispatlar, siborkullar, kara delikler, kırmızı başlıklı kızlar ve daha
neler neler... Belki de, Batılılaşma sürecindeki koca bir ülkenin, mecburen
Güneylileşmek zorunda kalışının hikâyesidir bu, kimbilir?

Bambaşka bir dünya bu tufanın baştan sona sulara gark ettiği,

ANadolu’yu yerinde bırakıp bazı kıtaları neredeyse yok ettiği...

Ama her şey gene aynı; egemenler, semenderler, güçemenlerle,

Medya imparatorlukları, zencefil tekelleri ve bazı kartellerle...



Ayaklanırken Philippos oğlu Alexander önderliğinde koyunlar

Korkunç kuğular ve bilinçler havada süzülür... Katılaştırılır atlar



Doğu Batı, yönler karışır, nereye gitmeli şimdi? Yüzler asılır

Zaman çökmüş kime ne, her koyun kendi bacağından asılır



“Buza Yazılı Şiir”den, anonim



Zaman Çöktü

Kanat Kitap, 331 sf.

Dizi: Edebiyat -16

Tür: Roman

 


Toplistler  
Hosting TOPlist
Video Games
   
 
.. Bulkurtul.Com © 2006-2007 ..
.. Soru, Oneri ve Ele$tirileriniz icin >> ,
Reklam için >> .