|
BABANIZ ATATÜRK
Falih Rıfkı Atay
Kitabın
Kapak Yazısı :
Her birinizin bir babası ve
annesi var. Onlar olmasa idi dünyaya gelemezdiniz. Eğer Atatürk,
milletinin ve
ordularının başında Anadolu savaşlarını kazanmasa idi, bu dünyada
vatansız ve
hürriyetsiz kalırdınız. Asıl öksüzlük budur. Onun için kitaba "Babanız
Atatürk" adını koydum. Hayatnızı ana-babanıza, hür,
şanlı ve şerefli
Türklüğünüzü Atatürk'e borçlusunuz.
Size, babanız Atatürk'ün nasıl yetiştiğini, neler yaptığını, nasıl
bir insan
olduğunu anlatmak istiyorum. Onunla, niçin övündüğünüzü, nasıl onun
gibi
olacağınızı öğrenmeniz umuduyla.
Falih Rıfkı Atay
|
|
Nutuk
Öncesi / Atatürk Konuşuyor
Falih Rıfkı Atay,
Mahmut Soydan; Derleme: İsmet Bozdağ
Tekin Yayınevi;
Bu kitap için anılarını kağıda döken Falih Rıfkı Atay ve Mahmut
Soydan'a Atatürk'ün özel demeci
'Benim anlattıklarım ve anlattıklarımı
değerlendirmek için size verdiğim belgeler okunduktan sonra, bütün
Türk milletini, özellikle Türk aydınlarını vicdan ve fikir hesaplaşmasına
çağırmak isterim.
'Anılar' diye size anlattığı
bu hikayelerin, zamanımıza kadar birtakım Devlet büyüklerinin anılarını
yayımlamak sevdasına benzer bir eğilimden doğmuş olduğunu sanmayınız.
Eğer ben, bu gerçekleri size söylüyorsam ve milletimize ulaştırıyorsam,
elbette bundan, büsbütün başka bir amacım vardır. Bu amaç ne olabilir?
... Bunu burada açıklayamam. Fakat benim tasarladıklarımı, düşüncelerimi
içtenlikle ulaştıran bu yazılar okunduktan sonra, kuşku duymam ki
milletim, kendi kendine durumu öğrenecek, değerlendirebilmek için
gerekli belgelere sahip olacaktır.
Dediklerimi, olaylar eylemlerle
kanıtlamamış olsaydı, bu sözlerimin kapsadığı gerçeği -güç anlaşılabilir
düşüncesiyle-, bir zaman daha yayımlamakta ağır davranmaya belki
gerek görürdüm.'
(Arka Kapak)
|
SUÇ
VE CEZA
DOSTOYEVSKİ

Yoksulluk onu iyice ezmiş, belini
bükmüştü. Ama son zamanlarda bu sıkıntılı durum bile onu üzüyordu
artık. Tüm zorunlu işlerini bir yana atmıştı, bütün bunlarla uğraşmak
bile istemiyordu. Gerçi doğrusunu söylemek gerekirse, ev sahibi
kadın ona karşı neler kurarsa kursun korkutmuyordu delikanlıyı.
Sıkıyordu yalnızca. Merdivende durmak, onu hiç ilgilendirmeyen o
günün sorunlarıyla ilgili bir yığın türlü saçmalarını, kirayı hemen
ödeme üstlemelerini, korkutmalarını, yakınmalarını dinlemek, üstelik
de bütün bunlara ayrı ayrı bahaneler uydurmak, özür dilemek, yalan
söylemek... Hayır, en iyisi hiç kimseye görünmemek; bir kedi gibi
merdivenlerden hiç ses çıkarmadan kayar gibi süzülüp gitmekti.
Ama yine de bu kez, alacaklısı kadınla karşılaşmamak korkusu, sokağa
çıktığı zaman kendisini bile şaşırtmıştı.
Tuhaf bir gülümsemeyle, ne denli güç bir işe girişmek hem de aynı
zamanda ne denli boş şeylerden korkuyorum, diye düşündü. Hımmm...
Evet... Her şey insanın kendi elinde. Ama insan yine de yalnız korkaklık
yüzünden ne fırsatlar kaçırıyor... Bu artık bilinen bir gerçek...
Doğrusu ilginç bir soru, acaba insanların en çok korktukları şey
nedir? İnsanlar her şeyden çok, atacakları yeni bir adımdan, başlayacakları
yeni bir sözden korkarlar herhalde... Doğrusu ben de çok gevezelik
ediyorum. Hem ben bu gevezeliği de şu son bir aydır, gece gündüz
bir köşede yatarak ve saçma sapan şeyler düşünerek öğrendim...
|
BUDALA
DOSTOYEVSKİ
Üçüncü mevki vagonlardan birinde, pencere önüne karşılıklı oturmuş
iki yolcu, hava aydınlanınca seçilmeye başladı. İkisi de gençti,
eşyaları yok denecek kadar azdı, ikisi de kılıksızdı, yüzleri oldukça
çekiciydi ve konuşmaya can atıyorlardı. Tam o anda, birbirleri konusunda
ilgi çekici şeyler bildiklerini fark etmiş olsaydılar, onları, Petersburg
– Varşova yolundaki üçüncü mevki bir vagonda, önlü arkalı tuhaf
bir biçimde oturtan rastlantıya şaşıp kalırlardı.
General Epançin, Liteyayna Sokağı’ndan az ötede, Transfiguration
Kilesesi’nin yanındaki kendi evinde oturuyordu. Altıda beşi kirada
olan bu birinci sınıf evinden başka, Sadovaya’da da, iyi bir gelir
getiren bir evi daha vardı. General’in. Bu iki evinin dışında, Petersburg
dolayında, çok gelir getiren, oldukça büyük bir mülkün de sahibiydi.
Petersburg yöresinde de bir fabrikası vardı. Epançin, eskiden rakı
imalathanesine ortak olmuştu. Herkes biliyordu bunu. Şimdiyse, çalışmakta
olan pek çok önemli şirketin ortağıydı; burada önemli ilişkileri
vardı. Parası, işi ve insanlarla ilişkileri fazla biri gibi görünüyordu
General.
|
EV
SAHİBESİ
DOSTOYEVSKİ

Ordinov, uzunca düşünüp taşındıktan sonra kiraladığı odadan çıkmaya
karar verdi. Tek odasını kiralayıp oturduğu yerin sahibi, devlet
hizmetinde çalışmış olan bir adamın, yoksul, dul ve yaşlı karısıydı.
Kadıncağız, daha ayın sona ermesini beklemeden, ani olarak evden
ayrılmış, Petersburg'u terk ederek, taşrada bulunan akrabalarının
yanına gitmişti.
Delikanlı, o ayın kirasını ödediği için henüz evden çıkmıyordu.
Ama ay sonu geldiğinde ayrılacağı için bir yandan kendi kendine
dert yanıyor bir yandan da üzülüyordu. Nasıl üzülmesin ki kendisinin
yoksul olması yetmiyormuş gibi ev kiraları da inadına yüksekti.
Ev sahibesi kadının taşraya gidişinin hemen ertesi günü Ordinov,
şapkasını giydi. Ev aramak için Petersburg'un dış mahallelerini
dolaşmaya başladı. Evlerin kapılarına yazılıp asılmış kâğıtları
okuyor, yoksul bir ailenin yanında dilediği gibi oturacak uygun
bir yer bulabilmek amacıyla, genellikle koskoca, içi olasıya kalabalık,
eskiliğinden rengi atmış yapılara bakıyordu. Uzun süren ve çaba
gerektiren araştırmalardan sonra içinde, değişik duygular oluşmaya
başladı. Ordinov ilkin önem vermeksizin, dalgın bir şekilde, sonra
çok dikkat ederek, daha sonra da yoğun bir ilgiyle bulunduğu çevreyi
gözden geçirmeye koyuldu. Dağdağalı, parıltılı, sürekli yer değiştiren
insanların kaynaştığı sokak yaşamı, kalabalık, durumun ve görüntünün
yeniliği, birdenbire hoşuna gitti adamcağızın.
|
AMCAMIN
DÜŞLERİ
DOSTOYEVSKİ

O, yalnızca korkutur, yakınlarına sorunun ucundan kıyısından bir
şeyler açar. Bir erkeği ya da kadını tamamen harcamaktansa sonu
belirsiz bir korku ve perişanlık içinde bulundurmanın daha güzel
bir şey olduğunu algılar. Bu bir bellek işidir, bir doğa oyunudur.
Kendisi ise aramızda sürekli özürsüz ve hatasız "comme il faut"
bir kadın olarak kendini kanıtlar. Herkes onu kendine ör^nek olarak
alır. "Comme il faut" olarak onun Mordasov Kenti'nde eşi
benzeri yoktur. Ayrıca olsa da rakibini tek bir sözcükle darma^dağın
etmesini, canından etmesini, yaralamasını, ortadan kaldır^masını
becerir. Buna çoğu kez tanık olmuşuzdur. Kendisi ise o yok edici,
darmaduman savurucu sözü nasıl sarf ettiğinin sanki ayırdında bile
değilmişçesine, bir tutuma bürünür. Böylesi bir alışkanlığın ancak
saygın sosyeteden sayılanlarda görüldüğünü çoğu kişi bilir. O, bu
türden hünerleriyle Pinetti'ye de en üstün özellikler gösterir.
|
NETOÇKA
NEZVANOVA
DOSTOYEVSKİ

Tamı tamına yirmi ikisine bastığında, yaşamında çok önemli bir yer
tutan garip bir adamla karşılaşmıştı. Derebeyi zengin efendiyle
aynı eyalette kalıyordu bu adam. Tüm mal varlığını evinde kurduğu
tiyatroyla çalgı takımına yatırmış, bu nedenle de sonunda tek kapiksiz
kalıvermişti orta yerde, bu kont. Babalığım, bu kontun orkestrasında
şef görevinde bulunan adamla tanışınca, onunla hiç vakit yitirmeden
dost oluvermişti.
Ne yazık ki bu adam, İtalyan asıllı olup, ahlaksız, karaktersiz
biriymiş. Sonunda kont durumun ayırdına varınca, onu bu uygun düşmeyen
davranışlarından dolayı işinden atmıştı. Adam orkestradan sepetlenince,
tamamen dengesini yitirmiş, köydeki içki evlerinden başka bir yere
uğramaz, hatta oralardan adımını dışarı atamaz olmuştu. Sonra da
ardından işi dilenciliğe değin vardırmıştı. O günden sonra, o taraflarda
kendisine hiç kimse iş güç vermez duruma gelmişti.
|
AMERİKAN
İŞGALİ
Pascal Quignard
Fransa, II. Dünya Savaşı’nda, Almanya tarafından işgal edildi. Bu
dönemi konu
edinen çok sayıda kitap vardır. Savaş bittiğinde, bu kez de “kurtarıcı”nın
görünmez boyunduruğu altına girdi ülke. O yıllara eğilen ilk, belki
de tek
önemli roman, günümüz yazarlarının arasında haklı biçimde sivrilen
Pascal
Quignard’dan geldi: ‘Amerikan İşgali’.
Yeni Dünya’nın kültürel hegemonyasını işleyen, büyük bir yazarın
Tarih’in
kuytuda kalmış sayfalarına olağanüstü bir sevda öyküsünü gizlediği,
ince bir
roman ‘Amerikan İşgali’.
Pascal Quignard, küçük bir taşra kasabasındaki toplumsal yaşamı
betimlerken
kuru bir kapitalizm eleştirisi yapmak ya da geleneksel değerlere
methiye
düzmek yerine yaşamın devingenliğini ve insanın karmaşıklığını gözler
önüne
seriyor.
Amerikan İşgali
Sel Yayınları, 142 sf.
Çeviren: Elif Gökteke
Tür: Roman
|
ZAMAN
ÇÖKTÜ
Y. Hakan Erdem
41. yüzyıl: Koyun ve koçların sembolokrasiye karşı savaşı!
‘Kitab-ı Duvduvani’ ile ‘Unomastica alla Turca’nın yazarı Y. Hakan
Erdem, bu
kez bilimkurguya el atıyor ve tufandan sonrasına, 41. yüzyıla gidiyor,
ama
buralardan fazla uzaklaşmadan...
‘Zaman Çöktü’, bir bakıma, insanlaşmaya çalışan koyunların, koyunluk
değerlerini savunarak insanlara karşı ayaklanışının hikâyesi. Bir
bakıma da,
21 yüzyıldır süren sembolokrasiye ve Türkiye’nin ruhuna tutulmuş
bir ayna:
Huriler, buharlaştırıcılar, gargoylelar, başkasının uykusunu uyuyanlar,
koçlar, dispatlar, siborkullar, kara delikler, kırmızı başlıklı
kızlar ve daha
neler neler... Belki de, Batılılaşma sürecindeki koca bir ülkenin,
mecburen
Güneylileşmek zorunda kalışının hikâyesidir bu, kimbilir?
Bambaşka bir dünya bu tufanın baştan sona sulara gark ettiği,
ANadolu’yu yerinde bırakıp bazı kıtaları neredeyse yok ettiği...
Ama her şey gene aynı; egemenler, semenderler, güçemenlerle,
Medya imparatorlukları, zencefil tekelleri ve bazı kartellerle...
Ayaklanırken Philippos oğlu Alexander önderliğinde koyunlar
Korkunç kuğular ve bilinçler havada süzülür... Katılaştırılır atlar
Doğu Batı, yönler karışır, nereye gitmeli şimdi? Yüzler asılır
Zaman çökmüş kime ne, her koyun kendi bacağından asılır
“Buza Yazılı Şiir”den, anonim
Zaman Çöktü
Kanat Kitap, 331 sf.
Dizi: Edebiyat -16
Tür: Roman
|
|