KİTAP TAVSİYELERİ - PİYASADAKİ KİTAPLAR - YENİ ÇIKANLAR - POPULER KİTAPLAR

Sayfa 1
- Sayfa 2 - Sayfa 3

Adolf Hitler
Siyasi Vasiyetim




Eserimizi inşa etmek için barışa ihtiyacım vardır. Ben
her zaman barış istedim. Fakat düşmanlarımız tarafından hep savaşa itildik.
1933 Ocağında iktidara gelişimizden beri aralıksız olarak her zaman savaş
tehdidi mevcuttu.

Bir taraftan her şeyi ele geçiren Yahudiler ve onlara koltuk verenler, diğer
taraftan da politikada realist görüşü tatbik edenler vardı. Aslında bütün
tarih boyunca bunlar birbirleriyle anlaşmaları mümkün olmayan iki ayrı düşünce
cephesini temsil ediyorlardı. Bir tarafta düşünülmüş bir insanın ve dünya
çapında bir formülün tatbik edilmesini isteyenler vardı, diğer tarafta ise
realistler bulunuyordu.

Adolf Hitler / Kavgam


"Şu anda bütün Alman halkı birleşecektir benimle! Benim
irademin kendi iradesi olduğunu hissedecektir. Çünkü benim gözümde, bana
eyleme geçme yetkisi veren, onun geleceği ve onun kaderidir. Ve şimdi
irademizi, savaş zamanındaki kadar, basit bir meçhul askerken Reich'i
fethetmek üzere ileri atıldığım ve başarı ile kesin zafer konusunda asla
kuşkuya düşmediğim zamanki kadar güçlü hale getirelim. O zamanlar yiğit
adamlarla yiğit kadınlardan oluşan bir grup vardı yakın çevremde. Şimdi de
sizden, benim Alman halkımdan, her bir adamın ve her bir kadının ardımda
saflarını almasını istiyorum. Şu anda hepimizin dileği ortak bir irade
oluşturmaktır, ve o irade, her güçlükten ve her tehlikeden daha kuvvetli olmak
zorundadır. Eğer bu irade güçlükten de tehlikeden de daha kuvvetli olursa, gün
gelir güçlüğü de, tehlikeyi de yener.

Biz kararımızı verdik, Bugün savaşıyoruz, yarında savaşacağız"

EN ÇOK SENİ BEKLEDİM




En çok seni bekledim... Kimse gelmedi o gün. Herkes unutmuştu...

Ayağa kalktı, onu görüyordu. "Burada durdu, denize baktı, karanlıkları
düşledi... Duvara kazıdığımız adlarımızı yeniden yazdı dokunarak. Bizden
nefret mi etti? Sözünü tutmamasına alışmıştı insanların. Kirlenerek
büyündüğünü, unutmanın acımasızlığına 'hayat' dendiğini bilmiyor muydu?
Kimse gelmedi o gün. Herkes unutmuştu... herkes... herkes büyümüştü..."

Tutunarak doğruldu, gözyaşlarıyla ıslanmış yanağını onun buz gibi duvara
kazınmış adına yaslandı yeniden. Her tarafı uyuşmuştu.


"Ben de gelmedim... gelmedim..." diye bağırarak duvarı yumrukluyordu şimdi.
Çakmağın gazı bitmek üzereydi, tekrar duvara tuttu. Bir azalıp bir çoğalan
ışıkta, kendi adının hemen altında şu sözleri okudu: "En çok seni bekledim."

Sibel Öz'ün, iyi insanların sade hayatlarında yaşadıkları trajedileri ve
biriktirdikleri acıları anlatan öyküleri...


FELSEFENİN TESELLİSİ

Soylu bir Hıristiyan ailenin oğlu ve sonrasında bir ‘consul’ün evlatlığı olan Anicius Manlius Severinus Boethius (480-524) iyi bir eğitim, felsefe ve edebiyat ilgisi, Yunan klasikleri ve kültürüne dair zengin bir bilgi dağarı ve Hıristiyanlığa dair derin bir kavrayışla Batı Roma’nın son günleri ve felsefi, siyasi ve dini olarak yeni bir dünyanın kurulduğu zamanlarda yaşadı. Ancak devlet kademelerindeki hızlı yükselişi, imparatora yakınlığı ve toplum ve Senatus nezdindeki saygınlığıyla sürüp giden rüya benzeri görkemli yaşamı bir söylenti, çözülüp giden ilişkiler ve siyasi oyunlarla bir anda yıkıldı. O artık yargılamaya bile gerek duyulmadan atıldığı zindanda ölümü bekleyen bir vatan haini, kendi deyimiyle bir sürgündü.

İşte ‘Felsefenin Tesellisi’ tam da bu sürgün sırasında kaleme alındı ve Boethius’un asla gerçekleşmeyen mahkemesinde kendini savunması, insanlık önünde kendini aklaması olarak tarihe geçti. İnsanlık kültür mirasının öyküsü hüzünlü, ancak erdemi heybetli bu parçasının Latince’den Türkçe’ye ilk çevirisi Humanitas dizisinin üçüncü kitabı olarak sunuluyor.

Boethius’un tanrısal öngörü, kader ve özgür irade üzerine sorgulamalarını içeren en önemli yapıtıdır ‘Felsefenin Tesellisi’.

Pagan dünyanın düşünsel öğretileri ile ortaçağın Hıristiyanlık düşüncesinin tam eşiğinde duran Romalı bir filozofun felsefeyle yaptığı iç hesaplaşmasına, felsefenin kendi dilinden tanık olduğumuz bu görkemli yapıt; Antikçağ Yunan Felsefesi, Yeni Platonculuk ile Latin Edebiyatı’nın seçkin bir bireşimi ve filozofun dönemine değin felsefe tarihinde baskın rol oynayan Platon ve Aristoteles’in konuyla ilgili görüşlerinin şiirsel bir özetidir.

Felsefenin Tesellisi
Kabalcı Yayınları, 400 sf.
Çeviren: Çiğdem Dürüşken

*****

Macellos Da Vinci
ASYA SEFERİ
Erhan Bener

“Ben, Fâtimâ Binti Ebû Nâsır, Roma esir pazarına getirilinceye kadar, üç ayrı yerde, Ephessus, Byzantion ve Atina’da çıkarıldım köle tüccarlarının karşısına. Bana da, dayıma da, korsanların istedikleri fiyata alıcı çıkmadı, bizi beğenen olmadı, daha doğrusu buna olanak vermedik.”

Erhan Bener, ‘Macellos Da Vinci’yle bizi bir yolculuğa çıkarıyor. Tarihin, bildiğimiz “yorumundan” farklı, tarihsel gerçekle kurmaca arasındaki değme noktasında yeni bir bakışla geçmişimize götürüyor bizi.

Bener’in kurduğu dünya, tarihsel bilgimizi sorgulamamıza yardımcı olduğu kadar, geçmişimize yön veren tarihsel “yasalar”ın da üzerine yeniden düşünmemizi sağlıyor...

Oğlum Yiğit Bener’in, Paris’te St. Clous Lisesi’nde okuduğu sırada, aynı zamanda Fransız Komünist Partisi’nin Polit Büro üyesi olan tarih öğretmeni, Roma tarihini anlatırken, o günlerde en şiddetli dönemini yaşayan Vietnam Savaşı’ndaki ABD’nin emperyalist konumu ile Roma İmparatorluğu’nun Türkmenistan’a kadar uzanan sömürgeci politikaları arasında ilginç koşutluklar bulunduğunu gösteriyordu. Bu fikirden hareketle, ABD’nin son yıllarda iyici su yüzüne çıkan emperyalist politikalarıyla alttan alta benzerlikler bularak, daha önce Roma’nın temsilcisi olduğunu söylediğim ‘Macellos Da Vinci’nin Orta Asya’ya nasıl geldiğini anlatmanın eğlenceli olabileceğini düşündüm.
Erhan Bener

Macellos Da Vinci - Asya Seferi
Dünya Kitapları, 317 sf.

******

İNANNA
Murat Tuncel

Bir yanda, küçük yaşta anasının kucağından koparılıp ocaklarda yetiştirilen bir devşirmenin öyküsü... öte yanda, bir Ermeni beyinin kızını ikinci eş olarak almak istediği için babası tarafından sürülen bir bey oğlunun serüvenleri...

Bak bey oğlu, yıldızlara bak. Bizim tanımlayamadığımız bir zamanda Tanrıça İnanna, bu yıldızların güzelliğine dayanamayarak tanrılar tapınağından dışarı çıkmış. İnanna’yı gören ay karanlığa karışıp kaybolunca, çok kızan tanrıçalar tanrıçası An hemen onu yeryüzüne göndermeye karar vererek şöyle demiş:
“Ey İnanna! Seni şimdi bizi temsil edesin diye yeryüzüne gönderiyorum. Yeryüzünün en güzel tanrıçası sensin. Gökyüzü kardeşin ay’ın, yeryüzü de senindir. Yalnız seni seçilmiş yapabilmek için bir şartım var: Ay gökyüzüne çıktığında, sen tapınağa gireceksin; sen yeryüzüne çıktığında, ay bulutlardan koynuma girecek. Çünkü yeryüzü de, gökyüzü de her ikinizin güzelliğini taşıyacak kadar büyük değildir.”

İnanna
Varlık Yayınları, 437 sf.

*****


KABİL’İN KİTAPÇISI
Asne Seirstad

Hepsi de kitaba ve kadına düşman. Değişik inançları olanlar değişik kitaplara kızıyorlar ama hepsinin kadına karşı ortak düşmanlığı hiç değişmiyor. Kadınları evlere hapsediyorlar. Eğer bir düğün gibi olağanüstü bir nedenle sokağa çıkmalarına izin verilirse bütün vücutlarını, yüzlerini hatta gözlerini kapayan burkalar giyiyorlar ve birlikte sokağa çıktıkları akrabalarını ancak ayakkabılarından tanıyorlar. Çünkü burkalar yüzünden sadece yeri ve insanların ayakkabıların görebiliyorlar.

Her an ölümle cezalandırılabilecek büyük bir suç olan kadın cinselliği baskı altında tutuluyor. Ama bu, kadınların sevdiklerine kaçmalarına ve en açık saçık şiirleri yazmış, şarkıları söylemelerine engel olamıyor. O şiirleri okurken, o şiirleri kitaplaştıran şairin de bundan dolayı öldürülmüş olduğunu öğreniyorsunuz...

Norveçli genç yazar Asne Seierstad Taliban döneminde Afganistan’ın başkenti Kabil’de bir kitapçının evinde, o evden biri gibi yaşadı. Bütün vahşeti ve baskıyı o evin kadınlarıyla birlikte hissetti. Gizli aşklara, acılara, ümitlere tanık oldu. Cinayet hikayelerini dinledi. Kadınlar için yapılan pazarlıkları duydu.


AŞKIN İKİ YÜZÜ

Dr. H. Zeynep Altan

H. Zeynep Altan, aşkla örülü bilimsel bir serüven dediği ‘Aşkın İki Yüzü’nde aşkı cinsellik, tutku, arzu, zevk gibi alışık olduğumuz kavramların ötesinde bir yolculuğa çıkarıyor. Sinema perdesinden Freud’un düş kokan divanına kadar uzanıyor.

Altan, iletişimlerimizin aklın başarısı takıntısı altında baskılandığı; duygularımıza, önsezilerimize ve yaratıcı gücümüze güvenmenin risk sayıldığı bir gündelik yaşam kültüründen söz ediyor. Fazlasıyla toplusallaştığımızı, iktidar bağımlılığı içinde kıvrandığımızı, kimsenin kimseye güvenmediği toplu bir yalnızlık deneyimi içinde yalnızca belirli imajlara sığındığımızı anlatıyor.

Ona göre insanla insanını arasına şeffaf duvarlar ören imajlar sığ bir görme biçimine hapsediyor bizleri ve bu gözlerle nereye bakarsak bakalım orada aşk yok! Kurgu yaşamlar içindeki aşklarla özdeşleşiyoruz: Tenimize geçmeyen hazlar ve acılar yaşıyoruz.

“Erkek ve kadın birbirinden bu kadar uzaklaşmış mıydı hiç?” diye soruyor ve yanıtlıyor:
“Erkeğin ve kadının iletişimlerinde önyargılarla birbirine uzak düştüğü bir kültürü içselleştirmeye zorlanıyoruz. Acaba aşkın yüzümüze tuttuğu aynada kaçımız benliğimizin o çok katmanlı derisine dokunabiliyoruz? Barbra Streisand’ın hem yönetip hem de başrolü üstlendiği Aşkın İki Yüzü filmi bence bu soruya verilecek en güzel yanıtlardan biri.”

Aşkın İki Yüzü
Kastaş Yayınları, 325 sf.
Kabil’in Kitapçısı
Alkım Yayınları, 320 sf.
Çeviren: Ayfer Erbaydar

 


Toplistler  
Hosting TOPlist
Video Games
   
 
.. Bulkurtul.Com © 2006-2007 ..
.. Soru, Oneri ve Ele$tirileriniz icin >> ,
Reklam için >> .