FELSEFENİN
TESELLİSİ
Soylu bir Hıristiyan
ailenin oğlu ve sonrasında bir ‘consul’ün evlatlığı olan Anicius
Manlius Severinus Boethius (480-524) iyi bir eğitim, felsefe ve
edebiyat ilgisi, Yunan klasikleri ve kültürüne dair zengin bir
bilgi dağarı ve Hıristiyanlığa dair derin bir kavrayışla Batı
Roma’nın son günleri ve felsefi, siyasi ve dini olarak yeni bir
dünyanın kurulduğu zamanlarda yaşadı. Ancak devlet kademelerindeki
hızlı yükselişi, imparatora yakınlığı ve toplum ve Senatus nezdindeki
saygınlığıyla sürüp giden rüya benzeri görkemli yaşamı bir söylenti,
çözülüp giden ilişkiler ve siyasi oyunlarla bir anda yıkıldı.
O artık yargılamaya bile gerek duyulmadan atıldığı zindanda ölümü
bekleyen bir vatan haini, kendi deyimiyle bir sürgündü.
İşte ‘Felsefenin
Tesellisi’ tam da bu sürgün sırasında kaleme alındı ve Boethius’un
asla gerçekleşmeyen mahkemesinde kendini savunması, insanlık önünde
kendini aklaması olarak tarihe geçti. İnsanlık kültür mirasının
öyküsü hüzünlü, ancak erdemi heybetli bu parçasının Latince’den
Türkçe’ye ilk çevirisi Humanitas dizisinin üçüncü kitabı olarak
sunuluyor.
Boethius’un tanrısal
öngörü, kader ve özgür irade üzerine sorgulamalarını içeren en
önemli yapıtıdır ‘Felsefenin Tesellisi’.
Pagan dünyanın
düşünsel öğretileri ile ortaçağın Hıristiyanlık düşüncesinin tam
eşiğinde duran Romalı bir filozofun felsefeyle yaptığı iç hesaplaşmasına,
felsefenin kendi dilinden tanık olduğumuz bu görkemli yapıt; Antikçağ
Yunan Felsefesi, Yeni Platonculuk ile Latin Edebiyatı’nın seçkin
bir bireşimi ve filozofun dönemine değin felsefe tarihinde baskın
rol oynayan Platon ve Aristoteles’in konuyla ilgili görüşlerinin
şiirsel bir özetidir.
Felsefenin Tesellisi
Kabalcı Yayınları, 400 sf.
Çeviren: Çiğdem Dürüşken
*****
Macellos
Da Vinci
ASYA SEFERİ
Erhan Bener
“Ben, Fâtimâ
Binti Ebû Nâsır, Roma esir pazarına getirilinceye kadar, üç ayrı
yerde, Ephessus, Byzantion ve Atina’da çıkarıldım köle tüccarlarının
karşısına. Bana da, dayıma da, korsanların istedikleri fiyata
alıcı çıkmadı, bizi beğenen olmadı, daha doğrusu buna olanak vermedik.”
Erhan Bener,
‘Macellos Da Vinci’yle bizi bir yolculuğa çıkarıyor. Tarihin,
bildiğimiz “yorumundan” farklı, tarihsel gerçekle kurmaca arasındaki
değme noktasında yeni bir bakışla geçmişimize götürüyor bizi.
Bener’in kurduğu
dünya, tarihsel bilgimizi sorgulamamıza yardımcı olduğu kadar,
geçmişimize yön veren tarihsel “yasalar”ın da üzerine yeniden
düşünmemizi sağlıyor...
Oğlum Yiğit Bener’in,
Paris’te St. Clous Lisesi’nde okuduğu sırada, aynı zamanda Fransız
Komünist Partisi’nin Polit Büro üyesi olan tarih öğretmeni, Roma
tarihini anlatırken, o günlerde en şiddetli dönemini yaşayan Vietnam
Savaşı’ndaki ABD’nin emperyalist konumu ile Roma İmparatorluğu’nun
Türkmenistan’a kadar uzanan sömürgeci politikaları arasında ilginç
koşutluklar bulunduğunu gösteriyordu. Bu fikirden hareketle, ABD’nin
son yıllarda iyici su yüzüne çıkan emperyalist politikalarıyla
alttan alta benzerlikler bularak, daha önce Roma’nın temsilcisi
olduğunu söylediğim ‘Macellos Da Vinci’nin Orta Asya’ya nasıl
geldiğini anlatmanın eğlenceli olabileceğini düşündüm.
Erhan Bener
Macellos Da Vinci
- Asya Seferi
Dünya Kitapları, 317 sf.
******
İNANNA
Murat Tuncel
Bir yanda, küçük
yaşta anasının kucağından koparılıp ocaklarda yetiştirilen bir
devşirmenin öyküsü... öte yanda, bir Ermeni beyinin kızını ikinci
eş olarak almak istediği için babası tarafından sürülen bir bey
oğlunun serüvenleri...
Bak bey oğlu,
yıldızlara bak. Bizim tanımlayamadığımız bir zamanda Tanrıça İnanna,
bu yıldızların güzelliğine dayanamayarak tanrılar tapınağından
dışarı çıkmış. İnanna’yı gören ay karanlığa karışıp kaybolunca,
çok kızan tanrıçalar tanrıçası An hemen onu yeryüzüne göndermeye
karar vererek şöyle demiş:
“Ey İnanna! Seni şimdi bizi temsil edesin diye yeryüzüne gönderiyorum.
Yeryüzünün en güzel tanrıçası sensin. Gökyüzü kardeşin ay’ın,
yeryüzü de senindir. Yalnız seni seçilmiş yapabilmek için bir
şartım var: Ay gökyüzüne çıktığında, sen tapınağa gireceksin;
sen yeryüzüne çıktığında, ay bulutlardan koynuma girecek. Çünkü
yeryüzü de, gökyüzü de her ikinizin güzelliğini taşıyacak kadar
büyük değildir.”
İnanna
Varlık Yayınları, 437 sf.
*****
KABİL’İN KİTAPÇISI
Asne Seirstad
Hepsi de kitaba
ve kadına düşman. Değişik inançları olanlar değişik kitaplara
kızıyorlar ama hepsinin kadına karşı ortak düşmanlığı hiç değişmiyor.
Kadınları evlere hapsediyorlar. Eğer bir düğün gibi olağanüstü
bir nedenle sokağa çıkmalarına izin verilirse bütün vücutlarını,
yüzlerini hatta gözlerini kapayan burkalar giyiyorlar ve birlikte
sokağa çıktıkları akrabalarını ancak ayakkabılarından tanıyorlar.
Çünkü burkalar yüzünden sadece yeri ve insanların ayakkabıların
görebiliyorlar.
Her an ölümle
cezalandırılabilecek büyük bir suç olan kadın cinselliği baskı
altında tutuluyor. Ama bu, kadınların sevdiklerine kaçmalarına
ve en açık saçık şiirleri yazmış, şarkıları söylemelerine engel
olamıyor. O şiirleri okurken, o şiirleri kitaplaştıran şairin
de bundan dolayı öldürülmüş olduğunu öğreniyorsunuz...
Norveçli genç
yazar Asne Seierstad Taliban döneminde Afganistan’ın başkenti
Kabil’de bir kitapçının evinde, o evden biri gibi yaşadı. Bütün
vahşeti ve baskıyı o evin kadınlarıyla birlikte hissetti. Gizli
aşklara, acılara, ümitlere tanık oldu. Cinayet hikayelerini dinledi.
Kadınlar için yapılan pazarlıkları duydu.
AŞKIN
İKİ YÜZÜ
Dr.
H. Zeynep Altan
H. Zeynep Altan,
aşkla örülü bilimsel bir serüven dediği ‘Aşkın İki Yüzü’nde aşkı
cinsellik, tutku, arzu, zevk gibi alışık olduğumuz kavramların
ötesinde bir yolculuğa çıkarıyor. Sinema perdesinden Freud’un
düş kokan divanına kadar uzanıyor.
Altan, iletişimlerimizin
aklın başarısı takıntısı altında baskılandığı; duygularımıza,
önsezilerimize ve yaratıcı gücümüze güvenmenin risk sayıldığı
bir gündelik yaşam kültüründen söz ediyor. Fazlasıyla toplusallaştığımızı,
iktidar bağımlılığı içinde kıvrandığımızı, kimsenin kimseye güvenmediği
toplu bir yalnızlık deneyimi içinde yalnızca belirli imajlara
sığındığımızı anlatıyor.
Ona göre insanla
insanını arasına şeffaf duvarlar ören imajlar sığ bir görme biçimine
hapsediyor bizleri ve bu gözlerle nereye bakarsak bakalım orada
aşk yok! Kurgu yaşamlar içindeki aşklarla özdeşleşiyoruz: Tenimize
geçmeyen hazlar ve acılar yaşıyoruz.
“Erkek ve kadın
birbirinden bu kadar uzaklaşmış mıydı hiç?” diye soruyor ve yanıtlıyor:
“Erkeğin ve kadının iletişimlerinde önyargılarla birbirine uzak
düştüğü bir kültürü içselleştirmeye zorlanıyoruz. Acaba aşkın
yüzümüze tuttuğu aynada kaçımız benliğimizin o çok katmanlı derisine
dokunabiliyoruz? Barbra Streisand’ın hem yönetip hem de başrolü
üstlendiği Aşkın İki Yüzü filmi bence bu soruya verilecek en güzel
yanıtlardan biri.”
Aşkın İki Yüzü
Kastaş Yayınları, 325 sf.
Kabil’in Kitapçısı
Alkım Yayınları, 320 sf.
Çeviren: Ayfer Erbaydar